Randevu Planla

    Çift ve Aile Danışmanlığı, Bireysel Danışmanlık, Cinsel Danışmanlık, Nöropsikolojik Değerlendirme ve diğer psikolojik danışmanlık randevularınız için dilediğiniz zaman arayabilirsiniz.

    İstanbul Uzman Psikolog Bilgilendirme Telefonu:
    -

    E-Mail:
    -

    DOYUMSUZ İNSAN ÖZELLİKLERİ

    2 yıl ago · · DOYUMSUZ İNSAN ÖZELLİKLERİ için yorumlar kapalı

    DOYUMSUZ İNSAN ÖZELLİKLERİ

    İLİŞKİLERDE BAŞA ÇIKMA REHBERİ

    “Karanlığın sızdığını görüyor musunuz çatlaklarımdan? Tutamıyorum içimde hayatımı.”
    Sylvia Plath

    Doyumsuzluk insanın her alanda mükemmeli araması, her detayda kusursuzluğu aramasıdır. Doyumsuz insan ya da mükemmelliyetçi insan kendisine sürekli yeni hedefler koyar; bu hedefler bazen gerçekleşmesi mümkün olmayan hedeflerdir. Ama o mükemmel olanın ulaşılır olduğuna inanan bir varsayıma dayanarak mükemmel olana ulaşmak adına duygu, düşünce, davranış olarak enerjisini buraya harcar. Bu da kişide bir baskı yaratarak verimliliğinin düşmesine ve kaçınılmaz olarak kendisini başarısız hissetmesine neden olur. Yaptığı işler hiçbir zaman onun için ‘en iyi’ olmadığı için hüsrana uğrar.

    Her başarısını göz ardı eden, hedeflerine ulaşsa bile kısa süreli bir mutluluk yaşayıp sonrasında tekrardan yetersizlik- doyumsuzluk düşüncesiyle birlikte yeni hedefler oluşturan bir döngüye kapılır. Kusursuz olanın peşinde olduğu için çabalamasının onun için bir anlamı yoktur; önemli olan onun için sonuçtur; yani başarı.. Siyah ya da beyaz gibi keskin sınırları vardır. Kişinin kendi özdeğerini performansı belirlediği için hatasız ve mükemmel olması gerektiğine inanır. Mükemmel olduklarında, hata yapmadıklarında ya da başarılı olduklarında diğerlerinin onu daha çok seveceğini veya diğerleri tarafından daha çok kabul görüleceğini düşünür.

    Doyumsuz- mükemmelliyetçi insanlar, genellikle olumsuzluklara odaklanır. “Şunu daha iyi yapmalıydım.” gibi cümlelerle kendilerini aşağılayıp azarlarlar. Standartlarını yakalayamadıkları zamanlara daha çok odaklanıp yakaladıkları zamanları ise genelde görmezden gelirler. Bu da kişide stres, deprosyon, kaygı gibi psikolojik rahatsızlıklara sebep olabilir.

    İlişkilerde Doyumsuzlukla Başa Çıkma Rehberi

    Doyumsuzluğun Kaynakları ve Nedenleri

    Erken çocukluk deneyimleri ve yetiştirilme tarzı kişide doyumsuzluğa sebep olabilir. Başarının güçlü bir şekilde vurgulandığı, sevgi ve onayın başarıya bağlı olduğu, eleştirel, talepkar ebeveynlerin varlığı ile sadece başarılı olduğu zaman ebeveynleri tarafından görüldüğü ailelerde yetişen çocuklarda mükemmelliyetçi eğilimler geliştirme olasılığı daha yüksektir. Ebeveynler bireyin hata yapmasına izin vermezse ya da birey ebeveynlerden onay almak için olağanüstü çaba harcaması gerektiğinde mükemmeliyetçilik oluşabilir.
    Anne-baba ya da öğretmenlerimiz tarafından sevgi, onaylanma, kabul görme gibi ihtiyaçlarımızın karşılanmadığı durumlarda benlik saygımız düşer. Bu ihtiyaçlarımızı karşılamak ve özsaygımızı kazanmak için birtakım davranışlar sergileriz. Görülmek adına sürekli bir çaba içerisine gireriz. Onlar bizi görmedikçe sanırız ki eksik olan, kusurlu olan benim. Eğer kusursuz, yeterli olsaydım annemle babam beni görürdü. Ben yetersiz biriyim ve hayal kırıklığıyım ailem için. Onlara layık bir çocuk olmam için daha da güzel, daha da iyi şeyler yapmalıyım… Böyle başlar genelde mükemmeliyetçilik.. Derin bir yetememe hissiyatıyla tatmin ve yeterlilik duygusu kişide bozulur; depresyona, kaygıya neden olur.

    Kültürel ve toplumsal beklentiler de kişide bir doyumsuzluğa-mükemmelliyetçiliğe sebep olabilir. Özellikle Türkiye’de ‘erkek’ cinsiyetine yönelik toplumsal beklentiler kişi üzerinde bir baskı yaratıp kendisini daha da yetersiz hissetmesine sebep olabilmekte.

    Başarılı bir çocukluk geçmişi de başarısızlık korkusuna yol açabilir. Ya da tam tersi olarak başarısız bir çocukluk geçmişi ile o dönemdeki yoğun eleştirilerle birlikte hayal kırıklığı yaratmış olduğu düşüncesiyle birlikte bireylerde gelecekteki eleştirilerden kaçınmak amaçlı mükemmeliyetçiliğe itmiş olabilir.

    İlişkilerde Doyumsuzluk..

    “Mükemmelliyetçilik beraberinde kaliteli(!) yalnızlığı getirir.”

    İlişkilerde doyumsuzluk iki şekilde görülebilir. Biri yukarıda da bahsettiğim gibi kişi nasıl ki kendisinde kusursuzluğu arıyorsa karşısındakinde de bu kusursuzluğu arar ve onu en basit bir hatasında ağır bir şekilde eleştirebilir.

    Ya da seçeneklerin varoluşu ile birlikte kişi var olan ilişkisini yetersiz görüp sürekli yeni-daha yeterli bir ilişki arayışına girer. Sürekli bir doyumsuzluk halinde olup bir doyma noktasına bir türlü gelememe hali yaşar. Onla olmazsa öteki-daha iyisi var diyerek ilişkileri hep kısa süreli olup bir kararsızlık hali görülür. Kişi bir türlü tatmin edici bir ilişki yaşayamaz; çünkü hayalindeki o mükemmel ilişkiye bir türlü kavuşamaz. Bir buluş hali olmaz; sürekli bir arayış halinde olur kişi. Ve yaşadığı ilişkilerinde de tekrar tekrar bir hayal kırıklığı yaşar; çünkü partneri ne yaparsa yapsın onun için hep bir eksiklik-uyumsuzluk hisseder. Yüksek beklentileri de karşılanmadığı için partnerine bir kızgınlık hisseder ve çatışmalar yaşanır.

    Doyumsuzluk hali ilişkilerinde bazen kişiyi aldatmaya da götürebilir. Çünkü var olan ilişkisi kişiye yetmez ve bir yenilik arar. Zanneder ki ‘kusursuz, mükemmel’ bir ilişki mümkün ve ona ulaşmak için de sürekli bir arayış içerisinde kalır. Ama gerçeklikte kusursuz bir ilişki mümkün olmadığı için aradığını bir türlü bulamaz ve tatminsizlik yaşar.

    Sağlıklı İlişkiler İçin Pratik Öneriler

    Sağlıklı ilişkiler için pratik öneriler

    İlişkilerde bu doyumsuzluk halini inceleyebilmek, kendimize bakabilmek kadar karşımızdaki kişiye de gerçekçi bir şekilde değerlendirebilmek önemli. Karşımızdaki kişiyle gerçekten iletişim kurabiliyor muyum, sevdiğim, değer verdiğim şeyleri onunla rahatlıkla konuşabiliyor muyum, beni anlıyor mu, ben onu anlayabiliyor muyum, düşüncelerimiz aynı olmasa bile birbirimizi dinleyebiliyor muyuz, fikirlerimiz uyuşmasa bile birbirinden çok mu uzak yoksa kabul edilebilir bir noktada mı, ortak hedef ve hayallerimiz var mı, benimle birlikte hedeflerimde heyecanlanıyor mu, hayatı benim istediğim standartlarda mı yaşıyor yoksa aramızda çok mu fark var.. ? gibi sorular ile ilişkinizin sizin için iyi olup olmayacağını değerlendirebilirsiniz.

    Kişisel Gelişim ve Doyumsuzluğun Üstesinden Gelme

    Doyumsuz-mükemmelliyetçilik ile başarılı bir şekilde baş edebilmek için kişinin kendisine karşı daha şefkatli ve kabul edici bir tutumu benimsemesi gerekmektedir. Bu sürekli bir çabayla ve kabulle olabilir. Olumlu onaylamaları hayatın içine dahil etmek, gerçekçi hedefler koymak, hataları bir öğrenme fırsatı olarak görmek de doyumsuzluk hissiyatını kırmaya yardımcı olacaktır. Sürekli eleştiren o iç sesi susturup hatalarımız karşısında ‘Hayal kırıklığına uğradım; ama hala özümde iyi bir insanım.’ diyebilmek sağlıklı bir yaklaşımdır. En büyük adım kendinize bu merhameti gösterebilmektir… Kendinize bu öz şevkati gösteremiyorsanız uzman psikologlardan danışmanlık almak da doyumsuzluk hissiyatını sağaltmaya yardımcı olabilir. Siz de benzer durumlar yaşadığınızı düşünüyor ve tek başınıza baş etmekte zorlanıyorsanız uzman bir psikologtan destek alabilirsiniz.

    Unutulmaması gerekiyor ki asıl mükemmelliyetçilik bir kusurdur. Çünkü mükemmellik diye bir şey yoktur. Bizler her zaman kusurları olan, eksiklikleri olan aciz bir insanız. Bu insan olmanın bir sonucudur. Bu kısmı kabul edip kendi kusurlarımızla, eksikliklerimizle barışmazsak hayat bizim için çok daha zorlayıcı olmaya başlayacaktır.

    Sevgiler…

    Uzm. Psk. Özge AKÇAY

    Psikoloji ile alakalı paylaşımlarımı instagram hesabımdan ulaşabilirsiniz.

    3 yıl ago · · Melankoli için yorumlar kapalı

    Melankoli

    Melankoli

    “Melankoli ölüm dürtüsüne verilen yaşamdır.” der klinik psikolog ve psikanalist Yavuz Erten.

     

    Burada bir parantez açmak istiyorum. Ölüm dürtüsü kavramı ile ölüm aynı şey değildir. Freud’un dürtü kuramına dayanan  yaşam ve ölüm dürtüsü iki zıttı andırsa da aslında iç içe geçmiş ; biri olmadan ötekinin anlamının eksileceği iki kavram. Yani birbirlerini dengeleyici ve tamamlayıcı yönlere sahiptir. Yaşam dürtüsü  farklı kaynaklarda cinsellik veya Yunan  mitolojik karaktesi Eros ile de anılabilir. Eros; aşkın ve arzuların tanrısı olarak bilinir. Freud da arzular, doyumlar, hayatta kalma, zevk, üreme gibi bizi yaşama bağlayan şeyler için bu kavramı kullanmıştır. Yeme ve cinsellik yaşam dürtüsüne bir örnektir. Ölüm dürtüsü de yine aynı şekilde Yunan mitolojik karakteri Thanatos ile anılır. Thanatos elinde barındırdığı güç ile yıkıcılığı ve ölümü temsil eder. Tüm yıkıcı arzular  ölüm dürtüsü ile anılır. Kendimize zarar verdiğimiz ya da verebileceğimiz tüm  davranışlarımız bilinçdışımızdaki ölüm dürtüsünden  kaynaklanmaktadır. Başkalarına karşı saldırganlık, agresif davranışlar da dışa aktarılan ölüm dürtüsüdür diyebiliriz.

     

    İçimizde şeytan var… Can kırıkları var. Nefret var, yalanlar var… Bir yanımız bizi çoktan terk etmiş, kaçıyor… Melankoli ve hüsran var… Keşke bazı geceler hiç sabah olmasa.

    Sabahattin Ali, İçimizdeki Şeytan

     

    Ölüm ve yaşam dürtüsünden kısaca bahsettiğime göre asıl konumuza geri dönebiliriz…

    Melankoli…

     

    Klasik psikanaliz yönelimli araştırmacılar melankoliyi insanların narsistik yaralanmalara karşı gösterdikleri tepki olarak açıklamaktadır. Maslow’a göre güçlü süperegosu yüzünden saldırgan duygularını dışa vuramayan birey bu duyguları kendine yöneltir. İd-süperego-ego arasında bir çatışma yaşanır ve kişinin benlik saygısı düşerek kendini suçlamaya başlar.

     

     

    Freud ilk kez “Yas ve Melankoli” makalesinde sevilen bir nesnenin kaybıyla oluşan hüznü ve kişinin kaybettiği nesnesine anlam verememesinden kaynaklanan hüznü karşılaştırmaktadır. Freud yasa ve melankoliye verilen tepkinin aynı olmadığını düşünür. Yasta, kişi sevgi nesnesinin net bir şekilde kaybettiğinin farkındadır. Yas bilinçli hal içinde yaşanılan bir durumdur. Melankolide ise kişi kaybettiği nesnenin tam adını veremediği, ne kaybettiğini bilmediği, tanımlayamadığı bir kayıptan başı derttedir. Yani Freud’a göre yas durumunda gerçek bir nesne kaybı var iken melankolide gerçek bir kayıp olup olmamasından ziyade kişi bir sevgi nesnesini kaybetmiş gibi ona yönelik duygu ve düşüncelerini kendisine yansıtarak  davranmaktadır. Bu hal bilinç dışı gerçekleşen bir olaydır. Ne kaybettiğini bilmeyen melankolik kişi hayattan elini ayağını çekmiş gibidir. Freud (1915/2000) Yas ve Melankoli üzerine yazdığı makalesinde, “Yasta dünya yoksullaşmış ve boşalmıştır, melankolide bu benin kendisidir” diyerek, yas ve depresyonun ilişkisine önemli bir açıklama getirmiştir.

     

     

    Bu sebepten dolayıdır ki yas doğal bir süreç olarak kabul edilirken melankoli semptom olarak değerlendirilir.

    Freud’a göre melankoli ‘kendini önemsemede yaşanan bir bozukluk’ olarak tarif edilir. Melankolinin göstermiş olduğu belirtileri “derinlemesine acı veren bir hüzün, dış dünyaya yönelik ilginin kesilmesi, sevme yeteneğinin kaybı, tüm etkinliklere ket vurulması ve kendini önemseme duygularının, kendini suçlama ve sanrısal bir cezalandırılma beklentisiyle sonuçlanması” olarak tarif eder(Freud 1915).

     

    ‘’ O dönemde melankoliden başka bir şey yoktu hayatımı dolduran. Yine de eğlenme olanaklarım vardı, nasıl arkadaş bulacağımı da biliyordum. Ancak melankoli, içimde bana yalnızlığı sevdiren ve inzivayı aratan bir hastalık gibiydi. ‘’

    Halil Cibran

     

     

    Melankolik Kişilik  

     

    Melankolik insan özellikleri için kabaca şunu dile getirebiliriz:

    • Karamsar ve kederli ruh hali
    • İştah ve uyku düzensizlikleri
    • Psikomotor yavaşlama
    • Çabuk duygulanma ve sinirlenme
    • Hayattan zevk alamama
    • Gelecek hakkında olumsuz düşünme
    • Karamsarlık
    • İnsanlardan uzaklaşma, yalnızlık ihtiyacı
    • Memnuniyetsizlik
    • Günlük yaşamda olağan durumlara karşı ilgi kaybı…

     

    Hayatın bazı dönemlerinde hepimiz bu tür duygu ve durumlar yaşayabiliriz. Bu durumun çok uzun sürmesi ve kişinin tüm hayatını kapsayacak şekilde zorlamaya başlaması durumunda bir uzmana başvurmak gerekir.

     

    …Yanıma düşer kollarım,

     

    Görünmez olur yollarım,

     

    En sevgili emellerim

     

    Önüme ölü serilir…

     

    Melankoli, Sabahattin Ali

     

    Psikoloji ile alakalı paylaşımlarımı instagram hesabımdan ulaşabilirsiniz.

     

    Uzm. Psk. Özge AKÇAY

    4 yıl ago · · Kirpi İkilemi-Mesafe Ayarı için yorumlar kapalı

    Kirpi İkilemi-Mesafe Ayarı

    Kirpi ikilemi…Mesafe Ayarı

    Size bugün kirpi ikileminden bahsetmek istedim. Kirpi ikilemi insan ilişkilerindeki yakınlığın ve özel alan ihlallerinin getirdiği sorunları, kirpi hayvanının davranışlarıyla modellendiği bir teoridir…

    Arthur Schopenhauer tarafından dile getirilen metafor. Bir grup kirpi dondurucu soğuğun olduğu kış günlerinde hayatta kalabilmek için birbirlerine sokulur ve ısınmaya çalışır. Yeteri kadar ısırdıklarındaysa oklarının birbirlerine batmasından dolayı yaşadıkları acıyı fark eder ve birbirlerinden uzaklaşırlar. Ama bu kez de tekrar donma tehlikesiyle karşı karşıya gelirler.

    Belli bir süre yakınlaşıp uzaklaşarak oklarının acısına katlanabildikleri uzaklığı ve donmayacakları bir yakınlığı bulurlar.

    Bizler de kendi içsel boşluk ve monotonluk hissinden kurtulmak için birbirimize yakınlaşma ihtiyacımızla birbiriyle çelişen ve dayanılmaz gibi gelen farklılıklar nedeniyle gereksindiğimiz ‘mesafe’ ihtiyacı çatışır durur.

    İnsanların günlük hayatta birbirlerine katlanabildikleri ve yakınlık ihtiyaçlarını giderebildikleri mesafeyi bulabilmelerinin önündeki en önemli engel iletişim eksikliğidir.

    İhtiyacımız olan duygusal yakınlığın yaşanabilmesi için kendi istek, arzu ve ihtiyaçlarımızı gözetmekle birlikte karşı tarafın da istek, arzu ve ihtiyaçlarını dikkate almamız gerekiyor.

    “Fazla yakınlık tez ayrılık getirir.” Atasözümüz de kirpi ikilemine bir örnek olsa gerek. Birbiriyle mesafesiz, sınır bilmeyerek kurulan ilişkiler bir süre sonra hüsran yaratabiliyor. Oysa diğer kişilerden bağımsız hareket edebilmek, kişisel ilgi alanlarımızla meraklarımızla ilgilenmek insan ilişkilerimizi daha da güçlendiriyor.

    Psikoloji ile alakalı paylaşımlarımı instagram hesabımdan ulaşabilirsiniz.

    4 yıl ago · · Oğuz Atay’ın Hayatından… için yorumlar kapalı

    Oğuz Atay’ın Hayatından…

    BENİ YANLIŞ YETİŞTİRDİLER…

    Oğuz Atay

    Oğuz Atay’ın kahramanı Turgut’un yanlış yaşadığına inandığı hayatı üzerine bir iç muhasebe…

     

    “Beni kötü yetiştirdiler. Annem de, babam da bana gerekli eğitimi vermediler. Yaşamak için demek istiyorum. Bana yaşamasını öğretmediler. Daha doğrusu, bana her şeyin öğrenilerek yaşanacağını öğrettiler. Yaşanırken öğrenileceğini öğretmediler. Ben de kolayca razı oldum bana öğretilen bu yanlışlara.

    İnsan, kendi bulurmuş doğru yolu. Ben bulamazdım. Bana, başkalarına gösterdikleri basmakalıp yolları öğrettiler. Başka türlü bir itinayla tutmalıydılar beni. Daha fazla değil, farklı. Normal bir insan olmaya zorladılar, bana boş yere vakit kaybettirdiler. Olmayınca da, anormal dediler.

    Ben de kendimi anlamadım: bütün hayatım boyunca normal bir adam olmaya çalıştım. Arkadaşlarla geneleve gittim, müstehcen romanlar okudum ve sokakta genç kızların peşinden gittim. Hiçbirinde tutarlılık gösteremedim. Bunun üzerine anormal olduğuma karar verdiler. Onlara biraz olsun benzeyebildiğim ölçüde kendimi mutlu sayıyordum.

    Kendimi onlardan ayırmasını beceremedim. Hitler, genel yatakhanelerde işçilerle kalırken bile onlardan ayrı olduğunu hisseder, onlara yaklaşmazmış. Bende böyle bir içgüdü yoktu. Sınıfta toplanıp müstehcen resimleri seyrettikleri zaman, onlardan uzaklaşmak gerektiğini bilemedim. Oysa, onlar gibi hissetmiyordum. Duyduğum bu yabancılığı, onlardan geri kalmak diye nitelendirdim ve nefes nefese onlara yetişmeye çalıştım. Bu bakımdan yakınmaya hakkım yok. Onlar gibiydim.

    Evet, haklıydı akrabalar. Ben, normal olmadığım için anormal olan bir çocuktum. Allah beni kahretsin ve ediyor da. Montaigne, kötü davranışlardan, istemediğiniz için kaçının, diyor: beceremediğiniz için değil. Beni ne güzel açıklıyor. Ben de diyorum ki: Sayın Montaigne ve sizin gibiler! Canınız cehenneme! Sizin haklı olmanız bana hiç bir şey kazandırmıyor. Köşemde kıvrılıp ölüyorum işte. Siz de sevimli akrabalarım kadar yabancısınız bana. Adınız Marki bilmem ne de olsa… Tabii siz gurur duyuyorsunuz düşüncelerinizden.

    ..şimdi bir hayal gücüm olduğunu biliyorum. Benim hastalığım da bu. Hatta iyileşebileceğimi de düşünmüyorum. İyileşmek istemiyorum. Artık bu kadarını ümit edemiyorum. Göğsümde sıkışıp kalmış korkuyu atabilsem yeter bana. O zaman aklım ve bedenim, istediğim gibi uyuşmuş olacak: beni yıpratan bu çelişme sona erecek. Ben de, beni küçümseyen bu kalabalığın gözlerinin içine korkusuzca bakabileceğim. Beni korkutan yaşama içgüdüsünü göğsümden söküp atabilsem, ben de çekinmeden, gururla, kişiliğimi sürdürebileceğim. Şerefli insanların -böyle insanlar olduğundan kuşkuluyum- arasına karışarak, son günlerimi haklarına kavuşmuş bir insanın huzuru içinde bitireceğim. Montaigne ne derse desin, hazin bir durum bu. Oysa, yaşamış olduğum birçok yanlışlığı düzeltebilecektim. Bütün ayak izlerimin üzerinden bir daha gidecektim. Yalnız bir kere yaşanıyormuş…”

    Oğuz Atay eserlerinde bize bizi anlattı. Hepimiz birer ‘tutunamayan’ olsak da nasıl ayakta kalabileceğimizi öğretmeye çalıştı. O kadar yalnız olmadığımızı ve o kadar yalnız olduğumuzu gösterdi. “Kelimelerden önce de yalnızlık vardı kelimeden sonra da var olmaya devam etti yalnızlık…” Öfkesini de aşkını da kelime oyunlarıyla bize yansıtmaya çalıştı.

    “Yalnız yaşayan insanların kendi içlerinde başlayıp biten eğlenceleri vardır.”

    -Herkes geçer diyor, geçer mi Olric?

    Herkes ne bilir acımı,

    Herkes ne bilsin acımızı!…

    Yaşar gibi yapmaktan, özlemez gibi yapmaktan,

    İyiymiş gibi yapmaktan, nefes alıp onu içimde tutmaktan,

    O nefeste boğulmaktan sıkıldım.

    Ki nefessizlikten değil nefesten boğulmaktır marifetimiz Olric…

    – evet efendimiz.

    – Bana katıldığını bilmek güzel. arada ses vermen güzel; içimin sesi de olmasa ölürüm yalnızlıktan…

     

    İyi ki doğmuşsun Oğuz ATAY…

    12 Ekim 1934, İnebolu.

    Uzm. Psk. Özge AKÇAY

    Psikoloji ile alakalı paylaşımlarımı instagram hesabımdan ulaşabilirsiniz.