Randevu Planla

Çift ve Aile Danışmanlığı, Bireysel Danışmanlık, Cinsel Danışmanlık, Nöropsikolojik Değerlendirme ve diğer psikolojik danışmanlık randevularınız için dilediğiniz zaman arayabilirsiniz.

İstanbul Uzman Psikolog Bilgilendirme Telefonu:
0551 186 42 41

E-Mail:
[email protected]

Deprem ve Depremin Psikolojik Etkileri

1 sene ago · · 0 yorum

Deprem ve Depremin Psikolojik Etkileri

Deprem ve Depremin Psikolojik Etkileri

Deprem, yer aldığı coğrafyada oluşturduğu yapısal yıkımın yanı sıra insanların yaşamlarını derinden sarsma ve ciddi psikolojik etkiler yaratma gücüne sahip bir doğa felaketidir.

Deprem herkes için stres sayılan bir durumdur. Böyle bir durumda insanlar benzer duygu-düşünce ve davranış kalıplarında tepkiler verirler.

Deprem ve sonrasında verilen tepkiler, olayın şiddeti, mağdurların kişilik yapıları, toplumsal değerler ve geçmiş deneyimler nedeniyle farklılıklar gösterir.

Deprem ve Beyin

Deprem gibi yaşamı tehdit eden beklenmedik olaylar karşısında, insan beyni, anında iki tür tepki verir: Bunlardan ilki tehlikenin değerlendirmesini yapmak ve ikincisi ise tehditten korunmaktır.

Deprem ve Sonrası Psikolojisi

Yaşanan afet sonucunda fizyolojik değişim yaşanır;  kalp atımı ve soluk alıp verme hızının artması, kas gerginliği, korku, şaşkınlık içinde olanlara inanamama hali, uyuşma hissi, terleme, titreme ve bulantı bulguları ortaya çıkabilir.

Tehdit ortadan kalktıktan sonra ise, yaşanan zorlu sürecin, insanın duygu ve düşünce dünyasına ve yaşamının anlamına yaptığı etkiyle baş edebilme sorunu ortaya çıkar.

Depreme şahit olan kişilerde sıklıkla görülebilen panik ve anksiyete bozuklukları, ne yazık ki yaşam kalitesini doğrudan düşürüyor. Gün içerisinde korkuya kapılan ve en kötüsünü düşünen kişi, ne yazık ki zorlu dakikalar yaşıyor.

Deprem sürecini yaşayan kişi, konuşmak istemediği takdirde, buna zorlanmamalıdır. Kendisinin arzu ettiği bir zamanda duygu ve deneyimini paylaşabileceğini bildirmek, kişinin rahatlamasını sağlayacaktır.

Ağır yıkıcı bir depremin ardından 3 psikolojik dönem yaşanır:

Birincisi ŞOK DÖNEMİ’dir. Mağdur olan kişi psikolojik şoktadır. Şaşkın sersemlemiş, dona kalmıştır. Amaçsızca dolaşır, yaralarının farkında değildir. Kendisine veya diğer kaza kurbanlarına yardımcı olma çabası göstermez. Yönelimi bozulur; zaman, yer, kişi kavramları şaşar, bellek kaybı olur. Şok tepkisi bedenin psikolojik savunma mekanizmasıdır. Kişi olaya yabancılaşarak psikolojik dağılmadan kurtulabilmektedir. Bu tablo 1-2 gün sürebilir.

Bazı bireylerde de panik ve çılgınca davranışlar yaşanır. Kişi birkaç dakika gecikmenin çok geç olabileceğine, kaçarsa kurtulabileceğine inanıldığında, tehlike ile ani karşılaşıldığında bu tür tepkiler rastlanır. Kendisini 2-3. kattan atıp kolu-bacağı kırılan veya ölen insanların psikolojisi böyledir.

İkinci Dönem PASİFLEŞME dönemidir. Mağdur kişi telkine açık ve edilgen haldedir. Yardıma gelenlerin önerilerini dinler, yapmaya çalışır;  fakat basit işleri bile yapamayacak yetersizlik ve becerisizliktedir.

Üçüncü Dönem TOPARLANMA dönemidir. Bu evrede kaygı düzeyi yüksektir, telaşlı ve heyecanlıdır. Olayı düşüncelerinde ve rüyalarında sık sık yaşar, irkilme tepkileri, uyarılma ufak bir tık sesi ile sıçramalar yavaş. Uyku derinliği bozulur, uyanmakta güçlük çeker, kâbuslu rüyalar görür. Olayla ilgili dikkat artmış, başka konularla ilgili dikkat azalmıştır. Abartmaya eğilim fazladır, sürekli depremi konuşur, kurtarma işleminin yetersizliğinden yakınır. Öfkelilik ve düşmanlık duyguları saldırgan ve yıkıcı davranışlara itebilir. Bu dönem sağlıklı bireylerde birkaç gün içinde geçer.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu

İnsanların büyük bir bölümü birkaç hafta içerisinde yeni duruma alışıp, iç dengelerini kurar ve zorluklarla başa çıkarken, bazı insanlar için sıkıntılı süreç, aylar ve bazen yıllar boyu devam eder. Bu duruma, Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) adı verilir.

Travma sonrası stres bozukluğu tablosunda, travma yaratan asıl olayın sürekli olarak zihinde ve rüyalarda canlanması, travmayı anımsatan uyaranlardan kaçınma, duygusal küntleşme, yaşama yönelik umutsuzluk, uyuyamama, öfke ve huzursuzluk bulgularına rastlanır. Tanı için bu bulguların bir aydan daha uzun süre devam ediyor olması, sosyal yaşam, iş yaşamı ve diğer uğraşılarda ciddi bozulmalara yol açması kriterleri aranır. Her üç insandan biri, yaşamı boyunca ağır stres yaşar.

İnsanların büyük çoğunluğu, deprem deneyiminden önce çok sarsıcı bir travmayla karşılaşmamış oldukları için, dünyayı güvenli bir yer olarak kabul eder ve yakınlarındaki insanların birdenbire ölebileceği düşüncesini taşımazlar. Bu güvenin kırılması insan psikolojisi için çok zordur. Yaşamın paylaşıldığı insanlara ya da olgulara dair geçmişteki anılarla, depremin yarattığı, kayba dayalı yeni gerçeklik, bilinçte birbiriyle çelişen farklı duygu durumları yaratır.

Her koşulda yapılması gereken, ilk yaraların sarılmasından sonra, yaşanan trajedinin kabullenilmesi, yaşamın yeniden anlamlandırılması ve kalınan yerden yaşamsal sorumluluklara devam edilebilmesidir.

Bir günlük tutmak, duygu ve düşünceleri dışa vurmanın güvenli bir aracı olmanın yanı sıra kişinin iç dünyasını yazılı bir gerçekliğe dönüştürerek, üzerinde çalışılabilecek, olumlu değişimler yapılabilecek somut bir zemin yaratacaktır. Olay anına zihinsel geri dönüşler yaşamak ve uykuda kâbuslar görmek sıkça karşılaşılan durumlar olmakla beraber, zamanla bu bulguların azalması beklenir.

Yukarıda söz edilen yöntemlere rağmen kişi, iki haftayı geçen bir süreden sonra hâlâ çok yoğun korku ve keder yaşıyorsa, günlük yaşama geri dönmekte zorlanıyorsa, kendisine veya etrafa zarar verme riski taşıyorsa, profesyonel destek sağlanması düşünülmelidir.

Son olarak çocuklarda depremin psikolojik etkilerini mümkün olduğu kadar en hafif şekilde atlatılması için deprem anının çok iyi bir şekilde yönetilmesi gerekmektedir; çünkü iyi yönetilemeyen deprem anı çocukların hafızalarında iyileşmesi zor bir travmaya dönüşebilir.  Bu travmalar çocukların hayat kalitesini bozarken duygusal olarak güvensizlik duyguları da oluşabilir. Çocukları depreme karşı önceden bilgilendirmek gerekmektedir. Deprem sırasında da soru sormalarına izin vererek, korkularını anlayarak çocuklara yardımcı olunabilir. Çocuklar güvende olup olmadıklarını bilmek ister. Deprem sonrasında her şeyin kontrol altında olduğunu ve alınan tedbirleri anlatmak rahatlatıcı olacaktır.

“Deprem ve Depremin Psikolojik Etkileri” paylaşımlarımı instagram profilimden takip edebilirsiniz.

Deprem ve Depremin psikolojik etkileri için Gaziosmanpaşa ve Küçükköy’de bireysel danışmanlık hizmeti için benimle hemen iletişime geçebilirsiniz.

Etiketler: , , , , , , , , , , , Kategoriler: Yaşam Önerileri

psikologozgeakcay

Özge Akçay

Lisansımı İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü‘nden Yüksek Onur Derecesi alarak mezun oldum. İstanbul Ticaret Üniversitesi‘nde yüksek lisansımı tamamladım. Üniversite yılları içerisinde İstanbul Üniversitesi Beyazıt Çocuk Kreşi’nde, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde, Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları E.A. Hastanesi’nde, Yağmur Çocuklar Psikolojik Danışmanlık ve Özel Eğitim Merkezi’nde stajyer psikolog olarak görev aldım; TEGV ‘ de çocuklarla gönüllü olarak çalışmalar yürüttüm.

Bir cevap yazın